En Yaygın Olarak Cinsel Yolla Bulaşan Hastalık : HPV

Acıbadem Kocaeli Hastanesi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç.Dr. İzzet Şahin'e Rahim Ağzı Kanserini ve HPV Enfeksiyonunu sorduk.

Rahim Ağzı Kanseri Nedir?
Rahim ağzı (serviks) rahimin vajinada yer alan kısmına verilen isimdir. Rahim ağzı kanseri de bu kısımda ortaya çıkan kanserlerdir.


Erken Tanı Mümkün müdür?
Spekulum dediğimiz vajinal muayene sırasında kullandığımız aletle rahim ağzını direkt görmek mümkündür. Dolayısıyla burada olacak patolojileri basit bir jinekolojik muayene ile görmek,görülemeyen lezyonları da smear (yayma) testi denilen tarama testi ile rahim ağzından sürtme yoluyla alınan hücreleri bir lam üzerine yayıp patolojik inceleme ile tespit etmek ve erken tanı koymak mümkündür.


Nedeni Biliniyor mu?
Rahim ağzı kanserinin nedeni de artık bilinmektedir. Nedeni HPV (Human Papilloma Virus) denilen bir virüstür ve rahim ağzı kanserlerinin %99’undan sorumlu olduğu gösterilmiştir. HPV’nin 100’den fazla türü tespit edilmiştir,ancak bunların 15 kadarı kansere yol açma riski bulunan yüksek riskli HPV grubunda yer alır. HPV başka bulaşma yolları da olabilmekle birlikte daha çok cinsel temasla bulaşan bir virüstür.


Rahim Ağzı Kanseri Ne Sıklıkla Görülür?
Dünyada kadınlarda meme ve kalın barsak kanserlerinden sonra 3. en sık görülen kanserdir. Dünyada her yıl 400-500 bin yeni serviks kanseri oluşur ve her yıl 190 bin hasta ölür. Bunların yaklaşık %78’i gelişmekte olan ülkelerdedir. Dünya genelinde kadın kanserlerinin %15’i rahim ağzı kanseridir. Gelişmekte olan ülkelerde bu oran %20-30 iken gelişmiş ülkelerde %4-6’dır. Bu fark tamamen gelişmiş ülkelerde rahim ağzı kanser tarama testlerinin daha etkin bir şekilde uygulanması ile ilişkilidir. Bu nedenle rahim ağzı ÖNLENEBİLİR BİR KANSER olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim,Batı ülkelerinde etkili tarama yöntemlerinin uygulanmaya başlaması ile rahim ağzı kanserleri %90 oranında azalmıştır.


Erken Tanı Neden Önemlidir?
Rahim ağzı kanserinin gelişiminde henüz kanser ortaya çıkmadan prekanseröz (kanser öncesi) bir dönem vardır. Servikal intraepitelyal neoplazi (CIN) olarak adlandırılan bu dönemde yakalanan olguların %100 tedavisi mümkün olabilmektedir. CIN döneminde kansere dönüşüm olasılığı olan anormal hücresel değişiklikler sadece epitel dediğimiz yüzeyel katmandadır ve kanser gibi davranmadıklarından tamamen iyileştirme şansı vardır. Tedavi edilmedikleri zaman ise 10-15 yıl gibi bir süreçte kansere dönüşüm riski vardır. İşte bu yüzden rahim ağzı kanser taraması için yapılan smear testinin amacı aslında kanserin erken tanısı değil,kanser öncesi dönemde henüz kanser gelişmeden yakalamak ve tedavi etmektir. Bu da ancak,düzenli tarama testlerini yaptırmakla sağlanabilir.


Her Servikal İntraepitelyal Neoplazi (CIN) Olgusunda Mutlaka Kanser Gelişir mi?
HAYIR!!. CIN tanısı konulan hastalarımızın hemen ben kanser olacağım korkusuna kapılmamaları gerekir. Rahim ağzından (serviksten) alınan biyopside kansere dönüşebilecek (prekanseröz) durumları ifade eden patoloji sonuçlarıdır. Bu mutlaka,kanser gelişeceği anlamına gelmez.


3 derecesi vardır:CIN 1,CIN 2,CIN 3... CIN 1 smear testindeki düşük dereceli lezyonlara (LSIL) karşılık gelir. CIN 2 ve 3 smear testindeki yüksek dereceli lezyonlara (HSIL) karşılık gelir. Tedavi edilmeyen CIN 1 olgularının %60’ı tamamen iyileşir,%30’unda CIN 1 devam eder ve %10’a yakını CIN 3’e ilerler. Kanser gelişim riski %1’dir. CIN 2 olgularının %45’i tamamen iyileşir,%35’inde CIN 2 tekrarlar. Bu hastalarda %20 CIN 3,%5’inde ise kanser gelişir. Tedav edilmeyen CIN 3 olgularının ancak %30’u iyileşir,%55’inde lezyon devam eder ve rahim ağzı kanseri %12-15 oranında gelişebilir. Bu nedenle,CIN 1 olgularını tedavi etmeden takip etmek mümkün iken CIN2 ve CIN 3 olgularının mutlaka tedavi edilmesi gerekir.


Rahim Ağzı Kanser Taraması Nasıl Yapılır?
Rahim ağzı kanser taraması için smear testi ve yüksek riskli HPV tarama testleri kulanılabilir. Smear testi rahim ağzından bir spatül veya fırçanın sürtülmesi ile toplanan hücreler mikroskop altından incelemesi ile anormal hücrelerin olup olmadığının patoloji uzmanları tarafından değerlendirilmesine dayanan bir tarama testidir. Tüm kadınların ilk cinsel ilişkiden sonra düzenli olarak yaptırması önerilmektedir. Smear testi bir tanı testi değil,tarama testidir. Yani geniş populasyonlarda rahim ağzı kanseri için risk taşıyan kadınları saptamaya yarayan bir testtir. Kesin tanı kolposkopi denilen rahim ağzını 6-15 kez büyüterek inceleme olanağı veren optik bir alet yardımıyla alınan biyopsilerle konulabilir. Rahim ağzına sürülen bazı özel çözeltilerle anormal olabilecek alanlar belirlenir ve buralardan biyopsi alınır.


Yüksek riskli HPV’nin saptanması da bir tarama testi olarak kullanılabilir. Ancak,şu anda ülkemizde kullanılan HPV tiplemesi yapılan testler oldukça pahalı olduğundan rutin tarama amaçlı kullanılamaz. Daha çok smear testinde anormallik saptanan durumlarda CIN ve rahim ağzı kanseri açısından yüksek risk taşıyan HPV tiplerinin olup olmadığının tespiti için tanı ve takipte kullanılır. HPV testi de smear testine benzer şekilde bir fırça veya pamuklu çubukla alınan sürüntüden yapılır. Tarama amaçlı kullanılabilecek uygun fiyatlı HPV testleri yaygınlaştığında smear testi yerine kullanmak mümkün olacaktır.


Smear Testi Ne Sıklıkta Yapılmalıdır?
İlk vajinal ilişkiden en geç 3 yıl sonra ve en geç 21 yaşında,yılda bir kez yapılmalıdır. Ardışık üç smear sonucunun negatif olduğu durumlarda 2-3 yılda bir yapılabilir. Smear testinde anormal sonuç çıkan veya yüksek riskli HPV saptanan riskli gruba 3 kez 6 ayda bir yapılıp normal sonuçlar elde edildikten sonra yılda bir yapılır. Taramalar 65-70 yaşına kadar devam etmelidir. Smear testini düzenli yaptırmak önemlidir,çünkü tek bir testin güvenilirliği fazla değildir. Serviks kanseri gelişim riskini;tek bir negatif smear testi %45 oranında,Yaşam boyu yaptırılan 9 smear testi %99 oranında azaltmaktadır. Rahmi alınan hastalarda öyküsünde CIN yoksa ve kanser dışı nedenlerle rahim alınmışsa tarama kesilebilir. Ancak hastada CIN 2 veya CIN 3 öyküsü varsa rahim alınsa da smear testlerini yaptırmaya devam etmelidir.


HPV Enfeksiyonu Yaygın mıdır,Nasıl Bulaşır?
En yaygın seksüel geçişli hastalık olarak bilinir. Tüm seksüel aktif kişilerin %75’i yaşamlarının bir yerinde infekte oldukları gösterilmiştir. Ancak,bunların çoğunluğu geçici infeksiyondur ve ABD de tüm popülasyonun %15’i şu anda infekte durumdadır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre tüm dünyada 630 milyon HPV ile enfekte insan vardır (dünya nüfusunun % 9-13’ü). HPV ile enfekte insanların çoğu genellikle hiçbir belirti olmadığından durumun farkında olmayabilirler.


HPV enfeksiyonun en sık bulaşma yolu cinsel temastır. Bu cinsel birleşme sırasında olabileceği gibi,sadece cilt veya mukoza teması ile (genital- genital,el-genital,genital-oral) olabilir. Cinsel aktivitesi olmayan kadınlarda da görülebildiğinden cinsel temas dışında da bulaşabildiği düşünülmektedir. Ayrıca,doğum sırasında anneden bebeğe de geçiş olabilmektedir.


HPV Enfeksiyonundan Nasıl Korunulur?
En sık bulaşma yolu cinsel temas olduğundan seksüel partner sayısını azaltmak,ve monogamik ilişki önemlidir. Ancak partnerin de monogamik olması önemlidir. Kondom kullanımı bulaşma riskini bir miktar azaltır ancak ciltten cilde temasla da bulaştığın için tamamen koruyucu değildir. HPV enfeksiyonundan korunma da en önemli yollardan biri de HPV aşısıdır.


HPV Aşısı Rahim Ağzı Kanserine Karşı Ne Oranda,Ne Kadar Süre Korunma Sağlar?
Halen ülkemizde kullanılan iki farklı aşı vardır. İkili (Cervarix) ve dörtlü (Gardasil) aşı olarak bilinen aşıların her ikisi de HPV tip 16 ve 18’e karşı koruma sağlarlar. HPV 16 ve 18 rahim ağzı kanserlerinin %70 kadarının sebebidir. Aşı,HPV 31 ve HPV 45 tiplerine karşı da çapraz koruma sağlar. Bunlar da yine 16 ve 18’den sonra en sık kansere yol açan tiplerdendir. Yeni çalışmalarla bu tiplerin arttığı gösterilmektedir. Böylece aşı ile serviks kanserine neden olan tiplerin %80’ine karşı %100 koruma sağlar. Dörtlü aşı 16 ve 18 tipleri yanında 6 ve 11 tiplerine karşı da koruma sağlar ki bu tipler genital siğillerin en sık sebepleridir. Dolayısıyla,rahim ağzı kanseri yanında siğillere karşı da koruma sağlar.


Aşıların kullanıma sunulmasından sonra çalışmaların sonuçlarının alınmasıyla ilgili olarak koruma süresindeki bilgilerimiz değişmektedir. Eldeki verilere göre,aşı 8,5 yıl boyunca etkili düzeyde bağışıklık oluşturmaktadır. Çalışmalar koruyuculuk süresi üzerinde halen devam ediyor ve ilk veriler 8,5 yıldan daha uzun süreli korumayı vaat etmektedir.
Aşı her ne kadar en çok kanser yapan tiplere karşı etkili olsa da,her tipe karşı koruyuculuk sağlamaz. Bu nedenle aşı sonrasında da smear testlerine devam edilmelidir.


HPV Aşısı Hangi Yaşlarda Yapılmalıdır?
En ideal aşı başlama yaşı 11-12 yaşlar arasındaki genç kızlardır,ancak 9-10 yaşından itibaren uygulanabilir. 13-18 yaş arası kızlar da aşı için uygun yaş grubunu oluştururlar. Aşının erken yaşlarda yapılmasının önerilmesinin en önemli nedenleri bu yaşlarda yapıldığında bağışıklığın daha güçlü olması ve henüz virüs ile karşılaşmadıklarından koruyuculuk oranının yüksek olmasıdır. 18-26 yaş grubu da aşı yapılması önerilen gruptur ancak bu grupta cinsel ilişkiye başlamış olup daha önce HPV ile karşılaşmış olanlarda koruyuculuk düşecektir. 26 yaş üzeri kadınlara da uygulanabilir ancak bu yaşlardan sonra hem bağışıklık cevabı daha az olduğundan hem de virüs ile karşılaşmış olma olasılığı daha yüksek olduğundan koruyuculuğun erken yaş gruplarına göre nispeten daha düşük olması beklenir.


HPV aşısının yan etkileri nelerdir?
Aşı canlı veya ölü virus taşımadığından virusa ait enfeksiyon veya benzeri istenmeyen etki mümkün değildir. En sık yan etkiler;aşı yerinde enjeksiyona bağlı kızarıklık,minimal ağrı,şişlik,hafif ateştir. Bulantı,baş dönmesi ve göz kararması olası yan etkilerdir.

Sonraki

Couvade Sendromu: Erkek kıskançlığı mı yoksa gerçek mi?

Önceki

Kalp Sağlığınızı Tehdit Eden Unsurlar

Yorumlar